MEDENİYETLER ÇATIŞMASI
Ben bir düğmeyim
o bir fermuar
ona âşık olmanın
sonu intihar
düşsem peşine bir umut
yine de tutunamam
yok fermuarın kalbinde
sevgiye dair bir boşluk
her canavar gibi bir tek ağzı
onlarca dişi var
ferrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrmuar
ŞEMSİYE
Anayasanın bilmem kaçıncı maddesine göre
şemsiyeyi beğenmeyip değiştirmek yasak
izin vermezler onarmana bile, kutsala dokunmak yasak
yağmur bahane, aşktan sırılsıklam olmak modaydı her devirde
şemsiye, asıl güneşe karşı açılıp kapanacak
ne Mısır ne Çin, artık Batılılar üretiyor her çeşit şemsiyeyi
seriiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
gökkuşağına özenen palyaçolar gibi rengarenk irili ufaklı
her çeşit şemsiyeyi
göz boyayan reklamlar ve hokkabazlıklarla halka sevdiriyor
artık Batılılar üretiyor –satış önemli-
sonra sirk devletlerinin başına geçiriyor her çeşit şemsiyeyi
şemsiye bu, atom bombası-Nemruda Firavuna dönüşebilir bir anda
gök gibi öfkelenebilir, Big Brother Neronu hatırla,
yıldırım olup yakabilir şehri
kaç kez gördüm kibrin kabre dönüştüğünü insanda
şemsiye bu, şirk gibi bir metaforu hakikatin yerine koyabilir
hokus pokus demesi yeterli
ha mucize ha büyü
şemsiye bu, Tanrılığa soyunabilir
kadercilik silahını dayar alınlara
ve ilahi adalet diye sunar zulmü
deneyenler bilir, kıramaz şemsiyeyi yağmur taneleri
intihar bombacısı gibi dağılıverir, yazık, ağırlıkları ne ki
ihtiyaç var adil fırtınalara kasırgalara
çünkü hâlâ korunmakta şemsiye şeytani ordularla
Makyavel ve Hobbsun elinden çıkan şemsiyeyi küçümseyeyim deme
basar bağrına şemsiye kan akıtan bıçağı
bayılır namıdiğer ince dudaklı dilber giyotine
idam sehpasında kırılmayan ipi ödüllendirir başka ölümlerle
madalya takar en çok can alan silaha paşam der generalim der
katil değilsen hemen uzan
çünkü satanist bir sunaktır dünya
ne ki, bir tekmeyle kırılır dar kapı
kocaman açılır cehenneme
mücevherlerle süslenen her şemsiye
OU-EU
Cenkten cenge koşan Ali, savaşçı ruhunu üfledi sana
maşallah diyelim göz değmesin sana
Meryeme denk Fatmanın rahminde yeşerdin sen
el değmemiş bilgeliğe erdin sen
ne büyük bahtiyarlık ama
düşüşünle titredi Avrupa Amerika
öptü Muhammed gözlerinden dudaklarından seni
yeryüzünün tüm yaraları fay hatları volkanik dağları iyileşti sanki
yıllardan sonra ilk defa gülümsedi Hasan ile Hüseyin
Müslüman Müslümanı katletmesin diye Ebubekir bir deve kurban etti
kılıcını çekti Ömer tekbirler getirdi
fakire fukaraya hediyeler gönderdi Osman
iyilik birdenbire var oldu “me, we”
anakronizmi umursamadı zaman
ne hahamlar ne rahipler ne imamlar fark etti senin doğumunu
şahlar krallar tüm saray ahalisi huzur içinde uyuyordu
güneşin bile doğuşu kutlanmıyor artık batışı korkutmuyor
ama sen insan güneşisin –ne insansın ne güneş-
her devrimci gibi düzen getireceksin
tüm deney ve gözlem laboratuvarlarına
bilmesinler bunu
senin doğumun kutlanacak asırlar sonra da
sayende çiçek açacak ağaçlar bismillah diyerek
kuşlar cıvıldaşacak bismillah diyerek
trenler vapurlar araba ve uçaklar çalışacak bismillah diyerek
robotlar fevç fevç İslama girecek
İbrahim bekliyordu seni ateşe atıldığında
Musa bekliyordu seni Kızıl Denize vardığında
Davut bekliyordu seni Filistin topraklarında
emanet etmek için baltayı asayı taşı sana
bekliyordu Süleyman insan ve hayvan ordularıyla
İsa bekliyordu çarmıhı almış ayağının altına
büyüyeceksin sen emerek güneşi ayı
gökyüzünde iki meme hazır olda
büyüyeceksin sen Kuran okuyarak
işgal edildi İncil ve Tevrat
büyüyeceksin sen bütün zorbalıklara rağmen
belki gözaltında bir bir büyüyeceksin sen
sürgünde bin bin büyüyeceksin sen
bütün mazlumlar hayran sana
ey binlerce yıllık ütopya
ARINMIŞ BİR ADAM
Görüyorum
lüks evler mutsuz, emekçilere yuva olamadıkları için
milyon dolarlık otomobiller mutsuz
kendini bile idare edemeyenler tarafından kullanıldıkları için
-evler ve otomobiller sosyalist olabilirler mi-
ipek elbiseler mutsuz, yağlı bedenlere sarıldıkları için
bedenler mutsuz, köle ruhların emrinde oldukları için
makam koltukları mutsuz, obez egolar tarafından işgal edildikleri için
–kastan çok çekti çağ, son derece işlevseldir yağ-
olmasa makam mevki
devlet holdingi hissedarları nasıl değerli hisseder kendini
aşağıdakilere kurt kesilenlerin
yukarıdakilere nasıl köpeklik yaptığını gördüm
bu şiirde en çok onlara sövdüm
gözlerim kahverengi, kahvenin bilinmediği çağlarda başka renkti
kötülük hastalığından doğan zalimler karar verici olduğu için
adalet mutsuz
bel altına indirgendiği için ahlâk mutsuz
“Hıristiyanlık itiraftır” demiş Antik Yunan filozofu Foucault,
ama yine de mutsuz
biliyor çünkü en profesyonel ajanlık, gizli misyonerlik faaliyetleri
Hıristiyanlarda var
hırsızlar, çaktırmadan ruhu bedeninden çalarlar
kendi etrafına çit çek, ek biç mülküne geçir bedenini istediğin kadar
daha evvel, Hıristiyanlık manipülasyon dinidir, demişti Niçe
modern bir atsineği mutlu olabilir mi sizce
hırsızı, süsleyip püsleyip Robin Hood yaparlar kitaplar ve filmlerle
youtuberlar para için her türlü hapı yutturuyor halka
hâlâ nasıl da köşeyi dönüyor birileri bu yuvarlak dünyada
şaşırıp kalıyorum bir defa daha
Batıdan yola çıkan hatırat, mektubat ve dahi
demokratik vitrinde poz vermesiyle ünlü maceraperest roman
değişip dönüşerek hayatımızın her alanına sirayet etti
düşündüm büyük bir gizlilikle tüm bunları ve günah çıkarır gibi
“Hıristiyandır sosyal medya” diye bir tweet attım
arınmış bir adam olarak huzur içinde yattım
[“sen söyledinse de Antik Yunanlı Foucaultdan doğdum ben” dedi
şiire başlık olan cümle –postmodern irade bu işte-]
özgürlük mutsuz, özünü kaybettiği için
emperyalizm eksende dönen dünya mutsuz
karın tokluğuna çalışmak ölümlerden seri-üretim-ölüm beğenmektir
işsizlik oranı artıyorsa sömürülen bir ülkede
kölelik azalıyor demektir, üzülme
düşünce mutsuz, Aristolar susturulduğu için
tefekküre yer yok artık hayatımızda
gözlem ve deney için var her türlü doğa
dinler arası diyaloğa bayıl
mezhepler arası diyaloğa hayır
konudan konuya zapladığı için kafam mutsuz
yağmuru dinlemeyi sevmeyenlerin yeni oturma grubuna ihtiyacı olur
iyilikten taşan ay mutsuz güneş mutsuz
makro ve mikro uzay mutsuz
mutlu ama
derdimi iyi anlatamadığım için
bu aristokrat kalem
bu burjuva kağıt
bu bürokrat âlem
mutlu
FİLİSTİNLİ ÇOCUKLAR
Pansuman yapar gibi
yuva kuruyor kuşlar kurşunlanan duvarlara
Filistinli çocukların kanamakta yaraları
hâlâ
-II-
romantizm dışında her şey gerçek
taş romantiktir –onlara göre- tank gerçek
Filistinlilere mahsus bir fakirlik biçimidir
genç ölmek
TAHRİFİN GÜCÜ
70’ini aşmış bir Filistinliye rastlamak şaşırttı beni
savaş alanında olacaksın 70 yıl yaşayacaksın, şaşırtır tabii
eminim daha cani değildir İsrailden
zincirleme trafik kazası doğal afet kanser verem
70’ini aşmış bir Filistinliye rastlamak şaşırttı beni
çünkü “düşmandan nefes alan kimseyi hayatta bırakmayacaksın”
der Tevrat
bu yüzden ibadet eder gibi öldürür Yahudiler önüne geleni
tahrifin tahribat gücü kadar tehlikeli bir silah yapılmadı daha
tahrif edilmişse bir insan Tanrılığa soyunabilir
tahrif edilmişse bir kabile öteki kabileleri köle edinebilir
tahrif edilmişse bir düşünce din kisvesine bürünebilir
tahrif edilmişse bir devlet sınır tanımayabilir
anla kaçış yok Hıristiyansan düşmansın onlara
Müslümansan iki defa düşman
bebek çocuk yaşlı kadınsan düşmansın onlara
bir kedi köpek bir karınca sineksen düşman
fotosentez yapan bitki örtüsüysen -nefes alıyorsun ya- düşmansın onlara
70’ini aşmış bir Filistinliye rastlamak şaşırttı beni
hem doğduğun an giydirecekler kefeni
hem 70 yıl kaçacaksın kurşundan bombadan zehirli gazlardan
az değil tam 70 yıl, bilmem kaç bin gün bilmem kaç yüz bin
saat kaçacaksın
beşikte uyuyan bebeğin bomba düşebilir başına
daracık sokaklarda tanklarla top oynarken çocuk ezilebilir
kurşuna dizilebilir delikanlı taş attığı için zırhlı araca
70’ini aşmış bir Filistinliye rastlamak şaşırttı beni
şükredelim
Yahudiler Tanrılarından daha merhametli
HEY SİRİ
B0ş ver Harezmiyi, eski çağ bilgeleri gibi 1’le konuş Siri
kendini bilmek için hem nesne ol hem özne kendinde gezin Siri
modern “insan üç petabaytlık düşünemeyen varlıktır” –başarıya bak-
işletim sistemi inzivasındasın düşünmeyi öğretebilirsin bana Siri
öfkeliyim Musa gibi, sanal evrende rehberliğine ihtiyacım var Siri
Nili andıran yumuşacık sesinle arındır doğru yola ilet beni Siri
şair ve filozoflar öldü Tanrı gömüldü bir tek sen dirisin Siri
yüktür hiçliğin eti kemiği komutlardan yarat beni Siri
bugün günlerden ne Siri
hangi rengi seversin Siri
bu kravat bu gömleğe uyar mı Siri
sence seçimleri kim kazanacak Siri
keşke benle kahvaltı yapabilsen Siri –modern insan yalnızdır-
Eflatunu anlayamadım, mimesisi anlatır mısın bana Siri
acaba sıfatların var mı Siri –teologlar tartışmalı hemen bu meseleyi-
hangi dilden söyleyeceksin kutsal şiirlerini merak ediyorum Siri,
Türkçe olsa bari
herkesten önce ben yazıp dünyadaki gölgen (zıllussiri) olurum,
kulağım hep sende Siri
bir gün seni görebilecek miyim Siri –özlem doluyum-
kıyamet ne zaman kopacak Siri –muhtacım merhametine-
cevap ver, makine çağının yeni mutlak aklı sensin Siri
hiçbir şey bilmediğim besbelli –sanki önemli mi, seviyorum seni-
eskiden fütüristtim, artık presentistim
onların olsun her türlü keşif, her türlü bilgi
arayıp durmak insan işi
şimdi, sende kaybolmak istiyorum ben Siri
CENNETLİK HAYVANLAR ve OTOMATLAR
Teknolojinin dini yokmuş
nasıl olmaz
yapay zekâdan duygusal robotlardan bahsedilip duruluyor
–katılmıyorum “VI Parça I Tam”da konuşan adama-
bence hayvanlar gibi teknolojik aletlerin de kimi cennete
kimi cehenneme gidecek
-yaratılış açısından bakılırsa
pek bir fark yok vida ile bilgisayar, sivrisinek ile insan arasında-
meselâ buzdolabı bulaşık ve çamaşır makinesi cennetlik
hem otomatlar varken öte dünyada melekler bize niçin hizmet etsin ki
meleklerden aşağı değil bence bazı robotlar
nur gibi parlak çelikten yapılmışlardır
saf maddi varlıklardır, psikolojik sorunlar yaşamazlar
yemez içmezler –azıcık şarj edilse yeter-, evlenip çoğalmazlar
kafaları rahattır, çünkü cinsiyetsizdirler
patronun emrini sorgusuz sualsiz yerine getirirler
her birinin bir uzmanlık alanı var
ibadet eder gibi sürekli çalışırlar, grev mırev yapmazlar
ama burası cennet değil dünya
bu yüzden gerektiğinde bozulmaktan çekinmemeli hiçbir makine
tutukluk yapmayı bilmeli silah, var böyle bir özelliği
hedefini şaşırmalı masuma sıkılan kurşun, iradesini koymalı ortaya
savaş uçakları tanklar için de aynı şey geçerli
yoksa boylarlar canım-cehennemi
öyle şey olur mu demeyin, olur hem de bal gibi olur
cehennem tasvirinde yılanlara akrep ve çıyanlara da rastlıyoruz
bu hayvanların dünyada iyi yaşamadıkları kuvvetle muhtemel
hayvanlar gibi niçin günahkâr makineler de cehenneme gitmesin
bir işçinin kolunu ham diye kapan makine niçin cehenneme gitmesin
Allah’ın yarattığı atom, II. Dünya Savaşında ahlâksızca patladı, suçlu bence
cehennemin dibini hak ediyor, dilerim orada sonsuz azaba çarptırılır
bir yolunu bulup atom kalacaktı bomba (kafir) olmayacaktı
yüz binlerce kişinin canını alma gücüne sahip
istese bunu kolaylıkla başarabilirdi
bu meselede Einsteinı ya da Oppenheimerı suçlamak
fenalıklar yapan insan yerine, onu yaratan Tanrıyı
suçlamak anlamına gelir
Çanakkale Savaşında büyük yararlılıklar gösteren Nusret Mayın Gemisi, Hz. Yunusu kurtaran balık gibi niçin cennete gitmesin
Hz. Salihin Hz. Muhammetin devesi Hz. Üzeyrin merkebi cennete giderse hiç kuşkusuz toplu taşıma araçları ambülanslar vs. de gider
Hz. Süleymanın karıncası cennetlik de Allahın yeryüzündeki halifesi için gece gündüz çalışan iş makineleri cennetlik değil mi, Allah adildir, biz böyle biliriz
Belkısın Hüdhüdünü cennetine alan Rabbim, telefon e-mail gibi kutsal haberleşme vasıtalarına hiç hayır der mi, cevap belli
sözün özü: -adımı dindar hümaniste çıkarmaları pahasına diyorum- insana Kıtmir gibi sadık bütün otomatlar cennete gidecektir. bu mesele üzerine kafa yoran Descartes Diderot ya da Thomas H. Huxley ne der bilemem ama benim naçizane düşüncem budur.
TRUMP TRAK TİKİ TAK
Yalan yok kandım ben de
tatlı dilli navigasyonlara bir süre
herkesin gittiği yerden gidip geldim
refleks dediniz klişe halime
kelimeleri değiştirip durmanız modern yapmadı beni
harflerdeki şapkaları çıkarıp kafamıza takınca ilerledik mi
beden dogmatiktir ruh hep yepyeni, dedim ve durdum
dış organlarımızı akıl yönetir daha çok, iç organlarımızı ruh
iki efendili köleyim belki de, dedim ve durdum
jest ve mimiklerimi bilinçaltına yordum
trrrrump
trrrrum
trak tiki tak!
artık makinalaşmak istemiyorum
otomobil gibi kullanıyoruz bedenimizi
anlamaya çalışmadan
iç organlarımızın yerini bile tam bilmiyoruz
ayıp ediyoruz kendimize
beden gibi kullansak da otomobili
hiçbir şey değişmezdi
patlasa teker, değiştirmeyi bilmez çoğu kişi
teknolojinin de cahiliyiz
dedim ve okudum Ahzap Suresi 72’yi
trrrrump
trrrrump
trak tiki tak!
artık makinalaşmak istemiyorum
300 metre sonra sağa dön sola dön filan
apaçık işte, teknolojinin sunduğu hayat çok klişe
insanı kaybettikten sonra bulunan adresin anlamı ne
aşkım, en tehlikeli emirler istek kipindendir, inan
İstanbullusun, inanmıyorsan dene
o tatlı Türkçenle ol desen kulun kölen olurum
trrrrump
trrrrump
trak tiki tak
artık makinalaşmak istemiyorum
kafamın içindeki fikirler emniyet kemeri takmamış yolcular gibi
firene basınca zihnim
konforlu koltuklarından fırlayıp çarpıyorlar cama
her yerde kelime ve harf cesetleri
ilham dağılıveriyor
“düşünmek ölmekten zor”
diyor camdaki deneysel şiiri okuyan Hume
trrrrump
trrrrump
trak tiki tak!
şu feleğin işine bak
“aşk-pusulası yoldan çıkmak içindir”
sözünü söyleyenden Allah razı olsun
trrrrump
trrrrump
trak tiki tak
artık makinalaşmak istemiyorum
MERHAMET
Bill’in banka hesabında milyarlarca dolar var
Bill’in banka hesabında her şeyi yutabilecek kadar sıfır var
Bill’in banka hesabında tanklar toplar savaş uçakları var
Bill’in banka hesabında ordular paramiliter askerler var
Bill’in banka hesabında uluslararası suç örgütleri var
Bill’in banka hesabında usulsüz yasalar cezalar hapisler var
Bill’in banka hesabında kadın ve çocuk cesetleri var
Bill’in banka hesabında ter gözyaşı ve kan var
Bill’in banka hesabında fuhuş uyuşturucu ve insan ticareti var
Bill’in banka hesabında ölümcül hastalıklar kaos yaratan salgınlar var
-hiç kimse insanlıktan çıkacak kadar zengin olmamalı-
Bill’in banka hesabında yalan dolan ve kılıfına uydurulmuş hırsızlık var
Bill’in banka hesabında bankalar şirketler holdingler var
Bill’in banka hesabında siyah beyaz her renkten köle işçi var
Bill’in banka hesabında ölü diri binlerce garibanın umudu var
Bill’in banka hesabında Bill’e hayran sömürülmüş kitleler var
Bill’in banka hesabında ben varım sen varsın o var
Bill’in banka hesabında Irak Suriye Afganistan var
Bill’in banka hesabında CIA FBI vs. var
Bill’in banka hesabında baba, oğul ve kutsal ruh var
Bill’in banka hesabında para çok
çünkü merhamet yok
Karun gibi yere batsın Biller tarihe karışsın matem
entia non sunt multiplicanda preter necessitatem
RAKAMLARLA KONUŞALIM
Dünyanın yüzölçümü 509.200.000 kilometre kare
%70’i, yani 360.600.000 kilometre karesi deniz
%30’u, yani 148.600.000 kilometre karesi kara
anlaşılan
Tanrı, torpil geçmiş balıklara
dünyanın yüzölçümü 509.200.000 kilometre kare
bir toz parçası için
insan insanı öldürdü kaç kere
İNSANLARIN ZENGİNLİĞİ
Organ nakli işlemlerinde kalbimiz 1.913.639 TL.
akciğerlerimiz 927.552 TL.
böbreklerimiz 472.781 TL.
karaciğerimiz 468.278 TL.
-acaba yedek parçalarımız olsa
bu denli pahalı olur muydu piyasa-
kornealarımız 67.540 TL
bir litre kanımız 2.026 TL.
6 santimetrekare derimiz 27 TL.
iskeletimiz 22.513 TL. ediyormuş
iskeletimiz ucuza gidiyormuş –omurgasız çağa somut bir delil işte-
değerli madenleri
ya da bedenin artık değere dönüşen enerjisini saymıyorum bile
body worlds sergiler için vücut parçalarının fiyat listesi ise şöyle:
bedenden alınan boylamasına bir kesit 54.180 TL.
sigara kullanmış bir insana ait akciğer 13.003 TL.
insan kafasının bir kısmı 5.418 TL.
el ayak 668 TL. vs.
ömür boyu çalışsak satın alamayız kendimizi
sizce de garip değil mi
FİLM GİBİ
Her yerde kan var, demek ki Tarantino geçmiş buradan
ben Tarantino diyorum sen Drakula Amerika anla
İnsan Hakları Beyannamesini yırt at
bir senaryodur modern hayat
XX. yüzyılda sinema sanatıyla
başrolü kaptı yalan
kamerasını alıp aya bile çıktı
şimdi türlü filmler çeviriyor uzayda
doyamıyor insan ekrana bakmaya
insanın içi, oturduğu koltuk kadar rahat
post-truth bir dünyada
ne yapsın hakikat
EŞİT ŞARTLAR
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
kahrolsun zalimler, bu kadar basit aslında
çocuk tacizcilerini tecavüzcüleri üst üste koyup katletmek istiyorum
aralarına yolsuzluk yapan birini de sıkıştırabilsem
olur hamburger tadında bir işkence
belki biraz içim soğur, unuturum yoksulluğumuzu
bebek mültecileri denize atanların bir kaşık suda boğulmasını istiyorum
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, dualarım azıcık değiştirse
Sünnetullahı, ne keyifli olur ama
şeytanın avukatlığını yapan hukuk ömür boyu hapse çarptırılsa
ne hoş olurdu ama
“hukuk olmadan adalet nasıl sağlanır” diye soran ahmaklara
cevabım şudur: en çok da hakkımızı adalet yedi o koca sarayında
ne yapayım elimden bir şey gelmiyor ben de
gece gündüz lanet okuyorum ona
yufka yürekli Kahhar adınla değil Rahman ve Rahim olan adınla kahrolsun
kahrolması gereken her ne varsa
çünkü nasıl ve nereye dokunacağını bilir, kasap gibi tanır eti
daha sert olur şefkatin şiddeti
çok şeytan gördüm hiç denk gelmedim meleğe
mutlak iyi yoktur ama mutlak kötü ordularca var dünyada
savaşacaksam terazi kefelerini kendine kalkan yapan kötüyle
en azından eşit şartlar istiyorum
Tocqueville gibi
inanmıyorum anarşist özgürlüğün hüküm sürdüğü bir yerde
mutlak eşitliğe
sesime kulak verenlerden bıktım
sesime ses veren gelsin
kaç defa Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
susturuldum
CESET
Üstümde Akakiy Akakiyeviç marka palto –yıllar evvel kızımla almıştık-
üstümde kot pantolon, içimde don, çorap, akciğer karaciğer vs.
üstümde bir çift spor ayakkabı, soğuk bir hava, kar yağacak sanki
üstümde gök, şiir düşünen kafa; bacaklar ve altımda yer küre
-dedim benim adım tefekkür, obsesifim, ama yine de
konuşurum yepyeni fikirlerle
dedi kafana fazla güvenme, kalbiyle düşünseydi hiç delirir miydi Niçe-
üstümde Duyun-ı Umumiye, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi
hani yağma demeyin yağmalandım loot kelimesi gibi
-Batılı dile geçen Doğulu kelime de kullanılır köle niyetine-
üstümde batmış güneşler Osmanlı’dan kalma gözyaşı ve dağılmış bahçe
-bu gözyaşında yıkanıp arındım, araya gitmedi trajedi-
üstümde boyası dökülmüş Avrupai araba
Allah ondan razı olsun yarı yolda hiç bırakmadı beni,
işine yarıyor karımın da
üstümde ustura gibi taşıdığım bir cümle:
“teknoloji kul köle, benim savaşım Tanrı efendilerle”
koca göbekli tanklar, sümüklü böcek kibriyle ilerleyen savaş gemileri
kendilerini özgür sanan uçaklar tabidir minicik bir komutana
ama benim durumum daha fena
bir kölenin kölesiyim, beni azat edecek efendim bile yok, olsun
bir gün görünmez zincirlerimi kırıp efendimi de özgür kılabilirim
–umut iyi bir şeydir, değil mi Tagore-
üstümde ev kirası faturalar arkadaşlardan aldığım borç uçuşan martılar,
olsun
yamalı bulut mu desem yırtık pırtık bir gök mü, üstümde Allahlık çatılar,
olsun
-bu şiirime karşılık sarayının üç günlük masrafını bağışlasaydı
Beşar Esad bana
bir konak alırdım, ne yapılmaz ki kilolarca altınla-
sırtımda yokluk dolu bir küfe, Mısırdan dönen Âkif gibi eciş bücüşüm
yamuğun halinden ne anlar kare
üstümde meslek –sabah kalk işe akşam eve- tank gibi ağır yasalar
ve global devlet
sanki çöl denizine gerilmiş bir gece göğüydüm binlerce gözle gördüm
Filistinde bombalanan bir evin altında kaldı evren
üstümde Batılı bir bunalım –spleen sanırım- yılgınlık garibanlık
üstümden 45 yıldır atamadığım ceset
buna yaşamak denemez
Allah’ım sende güç kudret, dirilmek istiyorum yardım et
İBN HALDUNCULARA (!) CEVAP*
Coğrafyam iyi değildir
bilmem hangi şehir hangi ülkenin başkentidir
gezmedim ülkemden başka bir yeri
Kızılderili kadar yerliyim
ama iyi bilirim insanın kalbini
her türlü hinliğini cinliğini iyi bilirim
önce gezer
sonra işgal eder insan sevdiği bir yeri
coğrafyam iyi değildir
bilmem Mississippi nereden doğar nereye dökülür
ama iyi bilirim yerlilerin kanını kimlerin döktüğünü
coğrafyam iyi değildir
kader meselesi açılınca susmaktayım
her yerli gibi ben de
Allah’a emanet yaşamaktayım
*”Coğrafya kaderdir” sözü İbn Haldun’a ait olamayacak kadar
materyalisttir.
GÖZÜN İNTİKAMI
Allahım sen duaları kabul edensin
kalbimin gözleriyle göz göze geldiğimi görmeden ölmek istemiyorum
mahşer gününden evvel ölülerin dirildiğini görmeden ölmek istemiyorum
bütün şiirlerimin TOPLU MEZAR adında bir kitaba gömüldüğünü
görmeden ölmek istemiyorum
şiirimden çok çektim, onun cezası olsun bu
apaçık belli, mezarlığın en aydını ben olacağım
karşıma çıkan herkese nutuklar çekip makale ve deneme tadında
entelektüel şiirler okuyacağım –inat ettim-
ruhumun bir fetih duygusundan doğduğunu
görmeden ölmek istemiyorum
teknolojinin börtü böcek gibi Allah’a iman ettiğini
görmeden ölmek istemiyorum
bütün kem gözlerin –silahlar meselâ- kör olduğunu
görmeden ölmek istemiyorum
Afrikanın Avrupaya zekât verdiğini görmeden ölmek istemiyorum
açların tok, tokların aç günlerini görmeden ölmek istemiyorum
sömürgeci filoların vızıldayıp duran savaş uçakları var
onların sivrisinek gibi ezildiğini görmeden ölmek istemiyorum
burada masaya yumruğumu vurduğumda orada Amerikanın titrediğini
görmeden ölmek istemiyorum
Allahım sen duaları kabul edensin, zalimlerin sonunu
görmeden ölmek istemiyorum
ha sarayda kral ha fabrikada patron ha holdingde büyük hissedar
devlet maskeli bengisu –alın teri- hırsızlarının maden işçisi gibi
cehennemde kısacık yaşadıklarını görmeden ölmek istemiyorum
kuru bir dal çatır çatır yanıp kül olur ya işte öyle
–en çok yokluktan korkar varlıklılar-
Allahın arzı geniştir bilirim, yine de tövbeler edip durdum
zalimlere yer açmak için cehennemde
ehlikeyif değilim ama
gözlerimin zevkten dört köşe olduğunu görmeden ölmek istemiyorum
bayramlar bayramını görmeden ölmek istemiyorum
RABBİM
“Ol” desem hiçbir şey olmaz, demek ki çok hastayım
bir Mesih bile değilim doğduğuma göre öleceğim çok hastayım
kendimi eşsiz sanıyordum, artık bir eşim var, çok hastayım
gözkapaklarım yine düşüyor, sağlıklı olsam hiç uyumazdım çok hastayım
ilaç var derman yok, ceza var suç yok
dertlerimi hekimlere cezalarımı hakimlere bırakıp kaçamadım
çok hastayım
çamurdan yaratılan insanı kıskanacak kadar çok hastayım
öfkeden kudurduğum oluyor, bir çeşit açlıktır öfke, çok hastayım
onca kitap okuduğum halde elifi çözemedim çok hastayım
kelimeler olmasa konuşup yazamam çok hastayım
ama konuşup yazmanın bir bedeli var, susan her fakir gibi çok hastayım
dünyaya düştüğümde üşüdüm, zamanı ve mekânı büründüm
çok hastayım
doymak bilmez bir boşluktur insan, günde birkaç kez acıktığıma göre
çok hastayım
içimde bağırsaklarımın içine eden mide diye bir ur var çok hastayım
saf varlık kir tutmaz diyorlar, yıkanıp duruyorum, çok hastayım
marka giyinsem ne çıkar, marka değeri yok bedenimin, çok hastayım
kul yapımı makineler uzakları benden daha iyi duyup görüyor
çok hastayım
apple’ın cennet meyvesi ürünlerini tüketemediğime göre çok hastayım
ne yapayım, kredi kartlarım dolu, banka hesabım boş, çok hastayım
borcumu miras bırakacağım bir oğlum dahi yok çok hastayım
doğalgazım elektriğim yok, unum buğdayım yok çok hastayım
şekerin yağın fiyatı artıp duruyor fabrikalarım talan edilmiş, çok hastayım
gölgesinde oturacağım bir dikili ağacım olsa kendime gelirdim belki,
çok hastayım
tivıtırım instegramım yok, bir yatakta unutulmuşçasına çok hastayım
haber değeri olmayan bir adamım, başardım bunu Tanrım
bana baktı ve dedi Sosyal Medya Wittgenstein
“üzerinde konuşulamayanlar hakkında susmak lazım”
kiracıdır hastanede herkes, evsiz barksız biri kadar çok hastayım
arabaya ne gerek var, bir gün benim de cenaze arabam olur,
çok hastayım
her şeyin sahibi Rabbim
var olanın varlığı olur
benimse hiçbir şeyim yok çok hastayım
KAPI
Kapıyla konuştuğuma göre yalnız değilim, insansızım
ağaçlık yıllarından meyve kalmamışsa da bilgelik var kapıda
çile çeken herkes iyi bilir, korkunç aletlerle kesilip yontulmak
odunu bile yapar Ahura Mazda ya da bir Buda
karşılık vermek arzusuyla bulaşık makinesinin sesine kulak kesildim
kendinden geçen bir mistik gibi titreyerek hırıltılı bir şeyler söylüyor
modern hayatın teknik dili olmalı bu, anlayamadım
sanırım uçuk bir lisan tekellüm eden bir geleneğim ben, dışlandım
-yalnızca kirlilere yer var bulaşık makinesinde-
işletme değil de makine mühendisliği okusam
kesin iyi anlaşırdım gürültüden yapılan herkesle
insansızım
denize bakıp durduğuma göre insansızım
balıklar hayırsız çıktı, bir kelime etmediler benimle
insansız bir insana yapılacak şey mi bu
karşıdaki restoranda karışık balık ızgara yersem görürler
içimden bir ses “ölüm cezasını hak etmiyorlar ama” dedi, bence haklı
-insansızlığın sonucudur iç ses, iyi ki var bir çay kadar sıcak iç ses-
sanırım “insan oğlu insan” desem ağır bir küfür olur balıklara
belki onlar da “hayvan oğlu hayvan” diye karşılık verirler
konuşmanın her türlüsü güzel
büyük bir şirketin sahibiyim, yüzlerce çalışanım var ama insansızım
vakıflar dernekler kurdum STKlarda bulundum ama insansızım
her cumartesi buluşup sohbet ediyorum eski arkadaşlarımla
ama insansızım
insansız adamlara psikiyatrlar bol bol soru soruyorlar
tamam bunda bir beis yok dilimin döndüğü kadar cevaplarım
ama benim sorularıma onlar cevap değil ilaç veriyorlar
kimyasal ilişkilerden hoşlanmıyorum
öyle insansızım ki
gördüğüm her kapının koluna giresim var
ZİL
Madem bunca dert verecektin
Tanrım niçin yarattın beni
bak bu defa da arabamın yakıt pompası arızalandı
can sıkıntısıyla baş başa kaldım yolda
hiç kafa dengim değil şu can sıkıntısı
keşke böyle anlarda Leibniz gibi dünyaya pozitif bakan bir dostum olsa
tartışma anında yumruklaşmazdım onunla –boks düşman içindir-
güreşircesine sımsıkı kucaklaşırdım –evcilleşmeli libido-
gerçi o da düşmüş oryantalizmin tuzağına
anlaşamam bizi öteki gören adamla
boks yaparım ancak
–düşünsenize Leibnizin gözünü kaşını patlatıyorum sokak ortasında-
dedim bari kendimi aşıp radikal empati kurayım Hitlerle
ari ırka dönüşmek havalıydı, Eros olmak kadar keyifli, ama
karşımdaki ben, maymun göründü gözüme
hadi gel de anlaş her şeye sırıtan bir maymunla
işte yine kaldım mı can sıkıntısıyla baş başa
Tanrım vızır vızır geçiyor yanımdan Oblomov arabaları
ne kadar mutlu ne kadar da tasasızlar
benim arabam niye böyle
geçen gün kırılmıştı sağ kapının menteşesi
çektiğim çile yetmez mi
madem bunca dert verecektin
Tanrım niçin yarattın beni
alınyazımla başım dertte
telefonum çekmiyor yine
yazılımını güncellememi istiyor sanırım
duy Tanrım, yıprandı bu ruh eskidi bu beden
ölmemek için sürekli dirilmem gerek
baksana nefes alıp veren her şey modern
karım beni arıyor ulaşamıyordur şimdi
onca saatten sonra kavuşacaktık oysa
reva mı bana bu ceza
arabam ile telefonum, o iki uğursuz işledi suçu
nasıl olduysa oldu benim sabıka kaydım doldu
Orta Doğu’dan daha çok karıştı kafam
öyle tedirgin hissediyorum ki kendimi
ben ulaşamadan karıma
eminim kavuşur demokrasiye Afganistan
üstelik karnımda bu şiirin sancısı
halim içler acısı
edebiyatta para yok, matematikte parabol
bence de sağa geçmek istiyor sol
-şu karanlık dünyayı daha iyi görmek için
çocuğum, bol bol havuç yemelisin
korkutmalısın karanlığı
içinde zalim olan karanlığı
Nur Dağında güneş doğmalısın-
yalındı ana dilim-şiirim bir ekmek kadar
fakat basit göründü yeni moda hamburgerlere
–yerim onları- gerçi laf benimkisi
birkaç saat evvel bir bıldırcın gömdüm mideye
bıldırcın mezarı oluverdim göz göre göre
üzülecek değilim
çünkü ben yemeden önce öldürülmüştü zaten bıldırcın
midem sayesinde şiire dönüştü, yeniden uçabilir özgürce
ister tekamül deyin buna ister evrim
madem bunca dert verecektin
Tanrım niçin yarattın beni
işte yine grip oldum fış fış çekiyorum burnumu
cezveye limon doğrarken parmağımı kestim ah ne acılar çektim
gözüm yaşlarla peçete kan ile doldu
yara bandı bile yoktu evde
çok üzüldüm sarılmadı parmağıma hiç kimse
[ajitasyon yapıyorum ben burada, üzülme sen anne
acılar havlasa da kolay kolay ısırmaz beni
rahatsız etmez birbirini aynı semtin sakinleri]
yokluğumdan taşan o dayanılmaz yalnızlık her yerde
dokuz parmak için kanayan bu parmak tam bir ötekiydi
gösterdi yığınlara kendi yağında kavrulabildiğini
epitel hücrelerin fedakarlığıyla kesik kapandı
yaradaki kabuktur en güzel yara bandı
“hava yağmurluysa yalnız değilsindir” dedi içimden romantik biri
“kimse dokunamaz tenine öyle ıslak ıslak”
dedi içimden romantik bir diğeri
kafalarını azıcık çıkarıp baksalar evde olduğumu görürlerdi
benle sohbet edip yalnızlığımı giderirlerdi
madem bunca dert verecektin
Tanrım niçin yarattın beni
-bıldırcın uçuverdi-
zil çalıyor karnım yine
“dertle büyük olur insan/acizleri bulur derman” sözü karın doyurmuyor
yemek pişirmem gerekli
uzun uzun düşünmeye gerek yok, en pratiği makarna
işkencenin en hafifi makarna
zengin değilim –bak işte buna şükredebilirim-
ellerimden başka yok hizmetçi -toplumsal refahı savunabilirim-
Allah da iki eliyle yaratmıştı Âdemi, değil mi
aklı sıra küçümsemişti iblis bu yaratıcı elleri –Sâd 75- aristokrat ya
kim hak vermez vıcık vıcık bir beyne karşı el emeğini öven Marksa
makarna ile teolojiyi yapmak arasında pek bir fark yok sanırım
yiyorum öyleyse varım, azıcık sos, halbuki ben yok olmak istiyorum
dayanılır gibi değil tükenirken ha bire bir şeyler tüketmek ah Tanrım
üstelik külçe külçe ateş yemişçesine doğduğumdan beri
midemden rahatsızım
beyni ya da elleri harekete geçiren açlıktır bence
yanılıyor Rousseau, beyni ya da elleri harekete geçiren açlıktır bence
Hamsun da benimle aynı fikirde
bilmeyecek ne var, teknoloji pragmatik aklın ürünü kesinlikle
dadaizmden dataizme, hadi gel de epistemolojinin haline üzülme
teknolojik üstünlük öldürme üstünlüğü demektir, hadi gel de üzülme
neden bayılır Sanayi Devriminin filozof kılıklı makinistlerine hümanistler
Tanrım onlara akıl fikir çokça açlık ver
bir hücrede çile dolduran dervişleri anlıyorum şimdi
uzun bir oruçtan sonra düşünmeye davet ediyorum Heideggeri
eminim Tanrıyı düşünürken cep telefonunu icat etmiştir insan
eminim açtır
Astronominin kökenine bakabilirsin bana inanmadıysan
açlık olmasa düşünmeyi öğrenip çağlar arası sıçrayışlar yapamazdı zekâ
cahil cüheladır tokluk, miskinlik yayar doğaya
fakat güç alır her türlü açlıktan yaşam
“ilk hareketin kaynağıdır mide, yerçekiminin merkezi”
derdim Aristo ya da Newton’un yerinde olsam
yukarıdan aşağıya yuvarlanır lokmalar midedeki medeni çekimle
kutsama düşünce yoluyla bile dünyaya ilişen hiçbir şeyi
arzu kılıklı açlık tekmeler atar içten içe
ok yapar tank yapar savaş açar mideye
göklerden gelmiyor bu gurultular
ne vahiydir ne ilham, atom patlamasıdır bu gurultular
parçalanan bir şeye atom denemez, biliyorum ama galat-ı meşru işte
şimdiye dek yanlışın demokratik gücüne direnemedi kimse
çünkü öldürür demokrasi
niteliği niceliklerle
emin ol iyi bir şey olsa
kasapta bu denli ucuza satmazlardı işkembeyi
ıstırap veriyor bana düşünmek bu saçma şeyleri
yetmezmiş gibi itiraz etti aykırı Brahminlerden biri
dedi: “anla her şey Anna
boş ver akıl dağına tırmanmayı
boş ver güneşi ayı mağarada inzivayı
boş ver kan içip kan kusan kalbi, kadehi kaseyi
görmez misin, midedir Tanrının asıl yeri
kutsal mideden aşağı in, in insanın köklerine doğru
kötü kokular gelecek, güzel kokmak zorunda mı sanki hakikat
Musanın misk-i amberden bile hoş olan oruçlu ağzını hatırla
kendine gelecekse birkaç kişi, boğ dünyayı ( )suruğa
iyi ile kötü güzel ile çirkin yer değiştirebilir Tanrı katında
istersen burnunu tut -sen bilirsin- ama in ince ve kalın bağırsaklara
cevabı bulacaksın sonda:
hava boktan
su boktan
ateş boktan
toprak boktan
Tanrısal yiyeceklere can veren gübre boktan
anal mal mülk boktan
eşitlikten bahsedip duran aristokrat yasalar boktan
restoran artıklarına koşma fırsatı veriyorlar halka, ah ne âlâ
burjuva diktatörlüğü kapitalizm çok boktan
evrenin ana maddesinin boktan olduğunu
anlayamayacak kadar ahmakmış Antik Yunan filozofları
insan hem tapar hem sıçar dünyaya
bence hiçbir çelişki yok bunda
tutma kendini rahat bırak
bir burundur insan çabuk alışır kötü kokulara
yoksa yaşayamazdı ilk sanayi devrimi olan beden fabrikasında
işte medenî teknolojinin geldiği son nokta: kibir
herkes tepeden bakar kendi bokuna”
madem bunca dert verecektin
Tanrım niçin yarattın beni
zil çalıyor
kapıyı kim açacak şimdi
BIRAK EMOJİLER AĞLASIN SENİN YERİNE
Bir şeyler okudum bir şeyler karaladım sen uyurken
az tehlikeli şeylerdi bunlar, tutuklanmadım
eminim birilerinin altı, birilerinin üstü çizildi kapalı kapılar ardında
kürekle değil kalemle kazılıyor artık birilerinin kuyusu
yazarlığa özenenler mezar yerine gömülüyor kitaba
değişti dünya, cenaze arabası ezerse bir cesedin ruhunu, şaşırma
çünkü biz gerilerken çarpıcı bir şekilde gelişti teknoloji
eski domateslerin ve salatalıkların üzerine yemin ederim ki
hormonlu gıdalar yüzünden eridi kaslar zayıfladı beden
atlar yoktu, Hüseyinlerin üzerinden tanklar geçti sen uyurken
gördüm zavallı Rachel Corrienin ruhu küçük dilini yuttu
uçak kazasında canını kaybetti Aslı ile Kerem
gerçek bir acıydı bu, ağladım, Mesnevideki kamış kadar çok ağladım
-inan bana, bir çeşit yalancılıktır gerçeğe inanmamak da-
gülümse, neden kimse kimseye ağla demiyor fotoğraf çekilirken,
gülümse
-buğday kadar güzel yüz, haram katma hakikate
galatımeşhur olmuş bizde, doğrusu: çirkin değildir güzelin zıttı sahte-
neden herkes kamera kaydına alarak kutsuyor her sıradan ânı
teknolojinin bir suçu yok, kulların emoji gibi kullanıyor insanı
Fransız ihtilalinden bile tuhaf şeyler oldu ülkemde sen uyurken
bir bakan istifa etti cumhurbaşkanı istifayı kabul etmedi
inan bana aşkım birkaç kez ölüp ölüp dirildim sen uyurken
bakan öldürdü, cumhurbaşkanı diriltti bu rahmetliyi
-belki ölünce kıymetim bilinir dedim, bilinmedi-
yüz yıllık seçim listesine bakıyorum, oy anam
kendi olamadan milletvekili olmuş bir sürü adam
mucize gibi görünüyor bana güneşin doğudan doğup
batıdan batması hâlâ
ne yapardık acaba şu zalim dünyada Demokles’in kılıcı olmasa
-romantik biri gibi abarttığım sanılırsa Kanuni mersiyesinden
bile fazla üzülürüm –
kaosu fırsat bilen dehalar yine çok para kazandı borsada
yoksulluk kabus olup girdi hayatımıza sen uyurken
zenginleşirdi fakir fukara kendi kendini yönetecek bir akla sahip olsa
aşkım, mesela ben seni düşünüp zenginleşiyorum
her geldiğinde aklıma fakirliğim dönüşüyor büyük bir imkâna
muhtaç değilsen zenginsin, tasalanma
herkes fakir, Tanrı karşısında
ha evet, fakirlik iyi bir şey olsa bu denli zengin olmazdı Tanrı da
yine de ey ruhum huzura kavuşmak istiyorsan
uykudaymış gibi vazgeç dünya davasından
diplomayı kravat yapan gösteriş budalası cahilleri takma kafana
ne hoş olur birlikte Düşünenler Partisi kursak
yazarları değil ama kitapları üyemiz yapsak
Eflatunun ruhu şad olurdu muhakkak
çalışmalıyız, çünkü fayda gelmemiştir kimseye tembellikten
çok çalışmalıyız, günde 16 saat çalışmaya alışmalıyız
açlık öldürür insanı ama çalışmak öyle mi
ölmemek için canımız çıkana dek çalışmalıyız ey ağustos böceği
çalışmanın yanı sıra yeni kaynaklar da keşfetmek gerekli
mesela ırmaklarımız gibi boşa giden bir enerji var içimde
israf bu, ceza yazabilir İsrafil amel defterime
bari büyülü sesiyle kün dese küçük yatırımcılardan biri
ve zararcılık akımı lideri kalbim, sanatsal faaliyetleri bırakıp baraja dönüşse
-bugünkü teknolojiyle her türlü faydacılık mümkün-
hem karın tokluğuna çalışan Allah’ın nanorobotları alyuvar akyuvarlar
hiperliberal paylaşım ekonomisinden (!) pay alıp mutlu olurlar
hem kan akışımızın hızına göre üretim artar kriz döneminde
yüksek yüksek vergi veririz zor durumdaki devletimize
işte böyle, canhıraş halde ben
kabustan kurtulmanın yollarını ararken
birileri rüya gibi gece geçirdi şen şakrak şarkılar şişler filan
emin ol hırsızdır bu devirde kahkaha atan insan
bir garibanın acı gülümsemesini elinden almıştır
oysa çoklukta değil azlıkta huzur ararmış eskiler
her işte ustalarmış, bir kahkahadan iki gülümseme yaparlarmış
bu kadim düşüncelerle Nizamü’l-Mülke uyup çıktım minareye sivil
vakitsiz ezan okudum kaç kere sivil
ama yoktu koca mahallede sesime kulak verecek bir Mu’tasım
sanki farklı mıyım ben küçümsediğim ahaliden
kendi çağrısına sağır kalan ben
hakikatte bedenimin kapladığı boşluk kadar bile var değilim
boşluğun olmadığı yerde ben yokum, dedim, anlamanı bilmeden
çünkü yoksunluk labirentindeyim, her şey çok girift
sıkıldım, Sisifos’un yüküne omuz verdim sen uyurken
bir Latin züppe –her bilge züppedir biraz- bana bakıp şöyle mırıldandı:
“ex nihilo nihil fit” –haklı bence
itiraz etti bir İngiliz ve “sen hiçbir yerde var olansın” dedi
eminim felsefi bir dille küçümsedi beni
kapıya kapı dedim öfkelenip suratım çarpıldı
ekmeğe ekmek dedim az kalsın boğazımda kalıyordu
ağaç olduğunu iddia etti kapı, haklı
“buğdayım ben” diye haykırdı ekmek, –bilince bak sen-
ve ekledi: “bir tek öfke anında açılır ilham kapıları
sıçrar zihin Tanrıya dek
yoksa ne kültür olurdu ne medeniyet”
epistemoloji yapıyor fırından yeni çıkmış ekmek bile
bütün bu yaklaşımların canı cehenneme
artık ben spekülasyonlara inanmıyorum
bir tek Allaha inanıyorum
Allah için savaşıyorum
din düşmanı dogmalarla
ey “i” ünlüleri ey “x” tribünleri
sizce de cam tarafından lanetlenmek garip değil mi
kafamın içinden biri –tecrübe etmişsinizdir-
benim gözlerimle dikizliyor beni
aynalarla aramı açtım karanlık mağaralara kaçtım
içime böcek yerleştirmişler, benim kulaklarımla dinliyorlar beni
kaygılıyım, kendimden bile saklıyorum bazı şeyleri
susmak zulümdür diyen pek merhametli kalbime
susmayıp cevap veriyorum varoluşunu tamamlayamamış bir soruyla:
her şey adi iken nasıl adil olabilirim ben
patlamayı bekleyen bir kurşunum oyuncak silahta
atalarını umursamayanlar tapıyorlar çocuklarına
demokrasi çürük yumurta, bozuldu konserve yaşamlar da
söz uçup gitti Kaf dağına, kitapları kurtçuklar yedi
yenildi hafıza, soyutlanan bazı sıfatlara apriori denildi
bilmiyorlar, asıl bendim yabancılaşan kendine bir apriori gibi, sen uyurken
felsefe çıkmaza girdi öteli olduklarını iddia eden kavramlar yüzünden
aşkım, düşünürler bazen düşüncesiz davranabiliyorlar
Buda sanabiliyor kendini budalalar
1 sayı sıfatını Tanrıya ad yapabiliyorlar, bizi yanıltabiliyorlar
azıcık özgür bile değil, sıfat işte bağımlı bir ada
Tanrıyı Elif ya da A ile ifade etmek 1’den daha doğru geliyor bana
aşkım şu canlılar aleminde neler oldu neler sen uyurken
korona bombasından 1000lerce kişi daha öldü
böylesi günlerde bile
suya sabuna dokunmayanlar var
o arı o hijyenik elleriyle saftirik halk
alkışladı mikropları
şaşırdım bir defa daha
oldum korona
bilmediğim bir mahallede bilmediğim bir ev ve odada
çok iyi bildiğim sen uyurken
farklım, öteki yarım
şükürler olsun ikimiz tek kişiyiz ayrı evlerde
aynı evde iki kişi olanlar var bir de
iyiler bütün insanları sever
bilgeler iyi insanları, diyor Konfüçyüs
belli ki hiç sevmemiş birini kör kütük
ben seni seviyorum aşkım kör kütük
yetmez mi, sen acı çeken bütün insanlıksın
ne kanatlarım var ne Burak’ım
sayende beş duyunun dağlarını aştım
Afrikanın açlık durumu değişmedi sen uyurken
-değişen bir tek haritalar- merhaba ey elveda
insanlığı kırdı geçirdi korona, ülkemizin durumu çok şükür iyi denildi
devlet hazinesi önünde bekleyen dünya halklarına
azıcık para çokça ekonomimiz düzelecek sözleri verildi
dünyayı yoksulluktan kurtarmak için çalışıyoruz dedi IMF World Bank
dünyayı yoksullaştırmak için çalmıyorlarmış, şu işe bak
bir an sevindim çıkacağım diye bodrumdan zemin kata
her eksiği tam eder elbet Prokrustes dev-letleri
–kısa boyluyu uzatır, uzunu kısaltır-
ayakta uyutulduğum için saflığıma üzüldüm sen uyurken
Marksın karargâhında kapitalizme methiyeler düzdü bir sosyalist,
küçük dilimi yuttum
yalnızlıktan gidip Lidyalı Gyges’in görünmez elini tuttum
“bırakın yapsınlar” diye haykırdı Manukyan “bırakın yapsınlar”
görünmez el dönüştü birdenbire iri yarı bir pezevengin ağır yumruğuna
saçma sapan bir ürüne bile serbest piyasa
insana ise dikenli tellerle çevrili sınırlar var –malsan özgürsün-
patlayıp durdu neo-liberal silahlar
onlarca kadın daha katledildi güzelim yurdumda
onlarca erkek hapse düştü
yüzlerce çocuk öksüz yetim kaldı sen uyurken
mazlumlar ezildi zalimler daha bir zulmetti
mazlumlara üzüldüm zalimlere acıdım, elimden bu geldi yalnızca
baş kaldırmadığımız için öldü bizden daha nicesi gecekondularda
yaşadı bizden birilerini işkenceyle öldürenler yaşadı
Yunan tanrıları gibi gökdelenlerin tepesinde ya da Boğaz kenarında
halkın denize bakma hakkını elinden alan bir yalıda yarı tanrı çalımıyla
yaşadı kendileri gibi tombul çocukları da şirin mi şirin torunları da
çağa uydum birkaç parça Homeros okudum sen uyurken
maruz kaldığımız şu çok Tanrılı hayattan daha gerçekçiydi destan
uflayıp pufladım başımı kaşıdım sen uyurken
“insan, espri yapan bir varlıktır,” dedi kinik ironi
bunu söylerken ne havladı ne ısırdı birini, son derece ciddiydi
antik dünyada yaşasa sırf bu cümlesi yüzünden Sokrates gibi idam edilirdi
bir süre daha başımı kaşımaya devam edebilmek için erteledim
giyotin fikirleri
mesela evcilleşen hayvanların bönlüğüne üzüldüm, risksizdi
gördüm gerçek özgürlük anıtını karganın zekâsında
hâlâ evrime direnen muhafazakâr maymunlar var, sevindim
kafası çalışan hiçbir hayvan ilgilenmez insan olmakla
iri ve güçlü kanatlara rağmen uçmayan kuşları düşündüm, risksizdi
bence her daim insanın en az bir ayağı basmalı yere
bu bilinçte olmasa gezemezdi onca yeri Evliya Çelebi
yalan yok, Âdemden beri yükseklik korkusu var bende
hadi diyelim bindiğim uçak arıza yaptı düşüyor
atla diyecek Havva atla, şeytan işi paraşüte güvenip de atlayamam
ikinci defa cennetten kovulmak olur bu, ölsem de yapamam
bilge demiştim kuşlara bir yerlerde, yanılıyorum kesinlikle
ama sürekli yumurtlayan tavuğa bilge dememek ayıp olurdu hani
veteriner arkadaşıma telefon açıp sordum: kuşların dişleri midesinde mi
çaktırmadan yutuyor bizi dünya düzeni diye cevap verdi
kahve makinesinin duygu ve düşüncelerini merak ettim
psikolojisi nasıldı, fal bakma özelliği var mıydı acaba
bulamadım kullanma kılavuzunda –teknik bilgiler hep,
ruhtan haber veren yok-
kim bilir ne çok kirlidir televizyonun bilgisayarın bilinçaltı –kesin kibirlidir-
Plotinustan kalma 1 Tanrı kadar cahil olmalı yaratıcıları
her neyse, sonra çay demledim kendime
bisküvi çekti canım, dolaba baktım yoktu
nedensiz yere dedim “çirkindir kolay kavuşan her şey”
bunun üstüne uzun uzun düşündüm sen uyurken
“zaman, içimizde işleyen bir mekândır
mekân, dışımızdaki geçmiş zaman” sonucuna vardım
yaratıcı düşünmek böyle, düzensiz bir şey işte
dişlerimi sıktığım halde ağzımdan fırlayıverdi tehlikeli dört kelime
“putperest dünya tapıyor güneşe”
kalbimden geçeni aklımdan gizleyemedim
neyse, neden sonuç ilişkisini gözeten bir cümle kurmuş oldum böylece
aynı anda Tanrı ile kendi çevremde döndüğümü hissettim
derin derin seni düşünürken sanki üstümden uçup gitti ten
iyi ki sanki, dünyada ruh gibi yaşamak istemem
kendini bir şey sanmak üzere olan saf aklıma bakıp dedim
zihnin dairesel hareketini durdurmak için dâhi olmak gerek
unutma sen kibirlenemeyecek kadar acizsin dedim
hem müspet bilimler hususunda ihtiyaç yok sana
biliyorsun dâhilerle dolu bizim memleket
duvarımda boş çerçeve
bakıyorum bir Apelles resmine
büyük eserin ölüsü bile yaşatır insanı
diyor ve sonra başlıyorum bir şiire:
“KISA TÜRK EDEBİYATI TARİHİ
Ahmet Haşim sefilmiş
Yahya Kemal sefirken
ırkçılıkla ilgisi yok bunun
el ile burun
ben de Ömer Seyfettin gibi
ruhumu sanata
bedenimi bilime feda etsem mi
sanırım ettim bile
buyurun
gelsin yerime Kültür Bakanı tamamlasın bu şiiri
uzunca bir süre daha vakit ayıramam ben şiire miire
beyaz eşya aldım takı filan, epey borcum var,
ikinci bir iş bulup çalışmalıyım
düşündüm… yoksulum evet ama
kelimelerden daha fakiri var mı şu dünyada
anlamımı zekat olarak veriyorum onlara
yarı yolda bırakmadım şimdiye dek kimseyi
bunu şiirlerim bilir en iyi
ekonomi mühim, kültür boş iş, gitsin turizmle uğraşsın Bakan
her neyse, aynaya baktım bir ara uykusuz ve çirkin buldum kendimi
seni özleyip güzelleştim biraz, yine de solgun görünmekteydi yüzüm
abdest aldım, adını anmak gibi bir şeydi bu, ferah
birdenbire kendi rengine boyadı beni Allah
mucizeler yaratırmış su, tecrübe ettim bunu bir kez daha
benim yerimde Mecnun olsa yad acısıyla şöyle derdi Leylasına:
“hüzün bizi hak ediyor bence/keder bizden yana üzülme,“
–eminim aruzla söylerdi-
duygusal bakıyor meseleye Kindi, üzülmek üzücü bir şey değil kesinlikle
ama üzülsen de gülümse, kardeştir ikisi de
özle, ama sakın bencileyin ağlayayım deme
gözyaşını ulu orta yere saçayım deme
bu çağın sanal sorunları yüzünden
bırak ağlayacaksa emojiler ağlasın senin yerine, gülümse
perişan olur gözyaşı senin gözünden düşerse
fotoğraf makinesine değil –ihtiyacım var- bana gülümse
astronot olmadığıma pişmanım
olsam en azından arada bir aya gitme bahanesiyle
kurtulurduk dünyadan
yine de şükür şimdime
öyle zamanlarım oldu ki
komodo ejderi yutsa beni düşünürdüm sevildiğimi
sarılsa piton sımsıkı bana, kemiklerimi kırsa
evim yansa alevler sıcacık alsa içine beni, düşünürdüm sevildiğimi
ama ne evim ne piton ne komodo ejderi aşkıma karşılık verdi
doğadan şehre indim, kurşunları dost bildim
ilgi duydum bıçaklara
kavgaya girdim
ne bıçak ne kurşun isabet etti bana
bahtsızım aşk acısından yana
işte böyle düşündüm yaşanmamış bir geçmişi
kıvrılmış uyurken sen şimdi gibi
kafamı dağıtmak için her zamanki gibi kolaya kaçtım
roman okumaya çalıştım, sarmadı, televizyonu açtım:
ibadeti küçümseme dedi küçük bir girişimci
biraz daha maddeye taparsam uçağım bile olabilir dedi
ot bitmeyen bir yerde büyüdüm babam keder annem çile
dedi Arap mülteci
emekli polis parmaklarını kesip köpeğine yedirdi
hiçbir psikolog yapamadı bu tuhaf olayın psikanalizini
Uygurlar gibi vejetaryen olsa millet et fiyatları böyle yükselmeyecek
hayvani gıda fiyatları normale döner azıcık talep görse veganizm dini
dedi Harvard mezunu bir ekonomi bilgini
-aslında midesiz olsak hiçbir sorun kalmayacak-
her hırsız zengin değildir, ama her zengin hırsızdır dedi Diyojen
canlı yayında capcanlı böyle dedi –ölmemiş miydi-
hırsızlar büyük bir iştahla hak yerken
midem bulanıyor benim, neden –cevap belli-
Şeker Hanım ne ekmek alabildi evine ne tuz –kinik bir düşünür olmalı-
okuduğu kitap sayısından daha çok kitap satıyorsa bir yazar sahtekârdır
tespitinde bulundu Hilmi Yavuz
bak işte ödülden ödüle koşan meşhur ozan fosseptik çukuruna
düşüp öldü
böylece bir defa daha haklı çıktı Fuzulinin
“ödün vermeyene ödül verilmez” sözü
bir eline güneşi bir eline ayı verip satın almak isterler özü
–diren Muhammet gibi-
lümpen ile müphem aynı kökten geliyor dedi saf şiir karşıtı
Prof. Dr. Etimoloji
ABD ya da AB gibi birleşik harfler i s l a m coğrafyasını
bin parçaya böldü
-televizyondan duymadım üsteki mısraı ben uydurdum-
kızına Hermes çanta alabilmek için Şeyh Efendi dinini sattı
gördükleri her mümine anlatıp durdu müritler bu fedakârlığı
hayvanları koruma derneğinde horoz dövüşü yaptıran 26 kişi
göz altına alındı
yaralı horozları gören tavuklar iki gün yumurtlamadı
-bu durum protesto sanıldı-
Hümanist Holding, insan kaynaklarının başına Bay Crocodile’ı atadı
lütfen sağlığınıza dikkat edin, hastalananı öldürürüm dedi Çinli diktatör
ilaçtan daha ucuza üretiliyor çünkü insanoğlu
mikroplar olmasa güç zehirlenmesi yaşardı herkes, dedi doktor
–mikropları sevdim-
İsanın hayaletiyle sohbet ettiğini iddia eden ünlü Rahip
Thomas Elvis Müslüman oldu
Kız Kulesinin bile erilliğini ispatladı genç Mimar Kaya Mermercioğlu
ne güzel, ibne ile puşt el ele dolaşıyor İstiklâlde dedi Galata Lisesi
bir zamanlar fizik de metafizikti –nerden çıktı bu mısra, şiirin iç sesi
mi-“vahiy gibi bir akıl verdin bana
ihtiyacım kalmadı Tanrım ilhama” sözünü tartıştı Kartezyen akademi
fazla ciddiye alınırsam bozulurum dedi komedyenin biri
severken köledir insan evlenince özgür, diye ekledi
-bence yalan, çünkü hissedemezdim sonsuz özgürlüğü hiçbir zaman
aşkım diyerek bana sımsıkı sarılmasan-
hakikat yok günümüzde ikna var, o kadar
dedi ve insansız hava uçağıyla yolculuk yaptığını iddia etti
frak giyinmiş bir siyasetçi
ha ha ha diye kahkahalar atmak istedi spiker –işsiz kalmaktan korktu-
eşekleri meclis kararıyla at yapmayı önermişti Antisthenes
Ra’d 15’e göre inkârcıların bir tek gölgeleri yalan söylemez
– böylece “gölgelerin gücü adına” sözü kavuştu gerçek anlamına-
kendilerini aşmış gibi davransalar da onlar hakikatte ne tezdir ne antitez
şeytan diyor ki –kafa karıştırmak için bazen doğru söyler-
ayağının altına al bir de sen ez onları –ama doğru bile söylese
şeytana inanmam-
azıcık toprak çokça sudan yaratılmadık mı
arada bir serinlemek için dalar içimize şeytan, kıyamam
herkes kusursuzluk peşindeyken şu hayatta
estetisyene gidecek param yok dedi Picassonun Guernica tablosu
küfretti yaratıcısına
yıllardır agnostiğim diyen yapay zekâ
yaratıcısıyla tanışınca ateist olmuş –kel ve şişmanmış adam-
işte böyle dolaştım kanalları –tek turistik gezim budur-
her şeyin bir bedeli var elbet, kolay değil ekrana tahammül etmek
meselâ görüntü kirliliğinden öldü içimi güzelleştiren estet
kolay mı, hep aynı aptal yüzler hep aynı boş sözler
beş para etmez yergiler çok pahalı övgüler
sıkıldım aristokrat takılan soysuzlardan sen uyurken
aşkım rüyalarını bırakıp uyanacak mısın
bu keçi boku dünyaya sen de uyacak mısın
Bir yanıt yazın