
Coğrafi Delilik
BAHARLI GAZELİ
ne güzel yağıyor gök kayısı bahçelerine
güneş gelmiş
rengarenk gülümsüyor ağaçlar çingene fistanlı ağaçlar
Allah kokan nefesleri vererek çekerek karbondioksiti içlerine
iyi ki şeytan yaratmamış dünyayı
iyi ki oksijen
Allahı severim
ama şeytanı da
çünkü hep birlikte anılıyor
ikisinin adı
euzubillahimineşşeytanirracim

Hamse
“Zafer Acar, şiir dilimize tam da bugünlerin ihtiyaç duyduğu türden bir tazelik getiriyor. Onun şiirlerinde, kurumaya yüz tutmuş şiir dilinin söz kalabalığı yerine ilhamın karşı konulmaz coşkunluğunu buluyoruz. Acar, şiirin dünyasını ve konularını hayatın bütününe uzanacak şekilde zenginleştiriyor; cesareti, ilhamının uzanacağı çorak toprakların bile bir şiir bahçesine dönüşebileceğini hissettiriyor.”
Cevdet Karal
“Zafer Acar, bir ‘antoloji’ şairi. Antolojiyi düzenleyen de o, içindeki şiirleri yazan da. Yaptığı işin geleneğini de gözetiyor elbette, şiirine, dolayısıyla antolojisine konuk ettiği şairleri de bazen adlı adınca anıyor. Kısacası ‘koçaklıyor’, coşkuyla, yürekli bir biçimde ‘meydan’a çıkıyor, şiirlerini havalandırıyor ve şiirin ‘yalnız’ olmadığını, hatta ‘yalnız yazılmadığını da gösteriyor. O yüzden Zafer Acar’ın şiirlerini okurken yaylıların, nefeslilerin, vurmalıların inişlerini, çıkışlarını da duyuyorsunuz. Koro için yazılmış senfonik bir şiir okuyorsunuz âdeta: İç içe ve peş peşe şiir. Aynı zamanda da ‘açık’ bir şiir, her türlü eleştiriye ve tehlikeye açıklık da sayılır bu, önü açık, yolu açık demeye de. Şiiri şiir içinde arıyor, şiiri yazarken bulmaya çalışıyor, açık şiir biraz da bu demek. Öyle olduğu için de farklı ve katlı okumalara açık bir şiir.”
Haydar Ergülen
“Zafer Acar, yeniliğinin başlangıcı diyebileceğimiz Coğrafî Delilik ile Orhan Veli kadar etkili, fakat dahası bilgece bir çıkış yaptı ve hususiyet ile İslâmi camiadaki bütün şairleri tesiri altında bıraktı. Özellikle de Zafer Acar’ın ironisi, Orhan Veli’nin ve Cemal Süreya’nın ironisinden daha başka ve daha derinden sallayacak şiirimizi. İçrek: şair doğmuşluğun belirtisi. Şiirimizin bu ironik ihtilâle ihtiyacı var mıydı? Cevabı okurlar verecek.”
Osman Serhat

Diri
dağlar benim kardeşimdir yuppiiiiiiiiii
şuracıktaki plaza bile benden haberdardır
böyle sıska durduğuma bakma bay çınar
sen bir de adaleli geniş omuzlu boylu poslu ruhumu gör
bay çınar farkında mısın bana sataşan adamların hepsi kör
şu eşyalardan bir soyunayım şu sorunlardan şu kışı atlatayım bir
şu ağaca şarkı söyleyeyim yeşillensin çiçek açsın dağ taş
şu kuşu seveyim de tüylerinin varsın farkına
kanatlansın güzelliğinin kaynağına
şu insancıkları üstümden çıkarıp atayım
yeşil sahalara 10 numara formayla çıkayım bir
şu dünya yuvarlağına Pele gibi çakayım bir
türübünlerden gooooooooooooool diye bağırsın
güzel kızlar holiganlar
maddenin filelerini deleyim bir bir

Suçsuzluğumu Affet
Suçsuzluğumu Affet, bir şairin romanı. Zafer Acar, bir şairin kelimelerinden bir romancının cümlelerine uzanıyor ilk romanıyla. Bugünün dünyasında, bugünün İstanbul’unda aşk, ayrılık, hasret, kin, acı nasıl yaşanırsa öyle yaşanıyor bu romanda. Okurunu hırpalıyor, kanatıyor. Tepkisiz kalamayacağınız büyük bir ilk roman başarısı.
“Yokluğunu bile unutmak istediğim gün, gerçekten unutmak istediğim gün, bir diş hekimine gidecek, seni çenemde açtığın o deliğe gömeceğim, ‘kendi kazdığın kuyuya düştün’ diyeceğim, diş hekimine ‘bu dişi bir anıt mezar gibi yap, orada eski sevgilim yatacak’ şeklinde sipariş vereceğim.”

Kurşun ve Kalem
kimseyi küçümseme
bir gün gelir ipinden kurtulur kahraman olabilir bir kukla bile
perdenin arkasına bir intihar eri gibi sızıp dıkşııııııın dıkşıııııııııııııın
sahte Tanrıyı vurabilir
şehrin meydanındaki saat kulesini yıkabilir
kaderini yeni baştan kurabilir
cehennem çukuruna atılan insanları kurtarabilmek için
kocaman kucağıyla dipte durabilir
hiç akla gelmeyecek şeyler onun kafasından ışığı aşan hızla geçebilir
Kızılderililere iade edebilir Amerikayı
yeniden kalbine damarlarına döndürebilir akan kanı
hukuk fakültesinde okuyabilir
aklını balyoz gibi kullanarak bütün zincirleri kırabilir
öldürülen atalarımızı atıldıkları hapisten çıkarabilir

Genç Şaire Açık Mektuplar
Şiirleriyle ciddi bir etki yaratan Zafer Acar, şiirinin altyapısını oluşturan poetik metinlerini Genç Şaire Açık Mektuplar adıyla kitaplaştırdı. Şiir üzerine derinlikli düşünceler içeren bu kitapta; şiire ilişkin birçok kavram ve sorunsal kendine tartışma alanı buluyor. Şiirde imge, ironi, intihal gibi teknik hususları soğukkanlılıkla değerlendiren Zafer Acar; şiirin ve şairin günlük hayatta karşımıza çıkan problemlerini de ele alıyor. Yer yer günümüz şiirinin sıkı örnekleriyle de zenginleşen bu kitap, eleştiri literatürümüzü geliştirmeye aday bir bütünlük olarak önümüzde duruyor.
Aykut Nasip Kelebek

Zafer Divanı
YOKUM GAZELİ
Yokum. takip ediliyordum Mossad CIA kaçırmış olabilir mi beni
yokum. geride iz bırakmaz taktikleri var onların teknolojileri yeni
yokum. eşkalimi vermek istedim polislere parmak izlerimi
yokum. şaka yaptığımı sandı amir bey garipsedi bendeki hali
yokum. sende miyim acaba aşkım tık tık tık aç kalbini de bak
yokum. sözüm sözdür bu pir-i fani bir daha rahatsız etmez seni
yokum. kayıp ilanımı verdim gazetelere tartışıldım tvlerde
sosyal medyada
yokum. babama sordum daha dört yıl sonra doğuracakmış anam beni
yokum. sanırım aklımın bir köşesinde unuttum bedenimi
yokum. kaç defa kaçırdım varlığıma giden treni
yokum. öldürülmüş olabilirim bu yüzden rastladığım her taze mezarı kazdım
yokum. kalbinden vurulmuş atalarımın kemiklerine sordum “kimdir cani”
yokum. denizlere dalıp cesedimi aradım istiridyelere baktım
yokum. sevgilimin boynunda bir zamanlar inciydim ya hani
yokum. yüzülüp tuz basılan derimin içinde nasıl bulayım kendimi
yokum. yoksa aramak denilen fenafillah beni de yendi mi

Falan Filan
CUMARTESİYE AZ KALDI
Bugün Pazar siktir et papazı cana gidelim
boş ver şarabı, cennette kadehleri bir bir yuvarlarız
sürahileri kırar camdan huriler yaparız
secde et Tanrıya cennette baş kaldırıp kendimize taparız
şeytanı taşla, cennette istersek bağrımıza basarız
-bizim elimizle şeytanın cennette girmesi de ayrı bir hikâye-
bıktıysan koyun sığır etinden
bayramlarda domuz kurban eder cız bız yaparız
doğrudan vazgeçme, cennette rengarenk yalanlar söyleriz
yoksulu soyup soğana çevirme gözlerin yaşarır üzülürüm
sabret, melek maskesi takar cennette peygamberlerin evini soyarız
haksız yere kimseyi öldürme ne olur öldürme
en modern silahlarla cennette toplu katliamlar yaparız
bugün pazar

Sezai Karakoç Kuşağı: İKİNCİ YENİ
“Bu kitabı yazmaya, bir fikri savunmak, ispatlamak için değil, tam aksine ödünç ve üstelik yancı kafalardan kurtulup kendime ait bir sonuca varmak için başladım. Yolumu kesen ilk soru şuydu: Sezai Karakoç, II. Yeni’nin nesi oluyor ve neresinde duruyor? Konuyla ilgili temel kaynakları, eleştiri kitaplarını bir bir taradım. Derken bu soru evirilip tersine döndü: II. Yeni, Sezai Karakoç’un nesi oluyor ve neresinde duruyor? Çalışmamın sonuna doğru beni ikna eden aritmetik cevaba ulaştım, şöyle: II. Yeni, Sezai Karakoç’un alt kümesidir.” Şair Zafer Acar, Sezai Karakoç’a ve 1950’lerden bu yana Türk şiiri üzerindeki etkisi hep çok konuşulan İkinci Yeni’ye yepyeni bir gözle bakmayı teklif ediyor. Şiirin ve eleştirinin merkezinden gelen bu teklif, her halükârda cesur ve dikkate değer.

Mülkiyetsizm
ÇALAR SAAT
Çok kolay ölüyoruz
olmaz böyle
atardamarımız kesilse toparlanıp dönemeyiz bedenimize
kalbimiz duruverse
kafamızı çarpsak sivri bir nesneye
ayaklarımız yürüyemez ya -bütün uzuvlar mezarı boylar, suç bireyseldi güya-
çok kolay ölüyoruz
filmlere baksana
adamın boynunu bir hamlede kırıyorlar, vay anası diyoruz
minicik bir kurşunla koca adamı öte dünyaya yolluyorlar
figüranlar daha ilk sahnede alınlarının çatından vuruluyor
yaşamayanlar çok kolay ölüyorlar
bazıları çok zor ölüyor
kanser bile çare olmuyor onlardan kurtulmamıza
özel hastaneleri dâhi doktorları var
boş bir mezar görsek ölesimiz geliyor
o denli alışmışız öldürülmeye
yatağa ölü düşüp yataktan diri kalktığımızda şaşırıyoruz
çalar saati İsrafilin suru sanıyoruz
zorluklarla yaşayanlar çok kolay ölüyor
Afrikadan gelen bir mikrop-turist içimizden ipimizi çekmeye yetiyor
çok kolay ölüyoruz

Kamburun Yükselişi
Zafer Acar, bu romanında sıradanın psikolojik-siyasi-kültürel arka planını güçlü bir ironiyle gün yüzüne çıkarıyor. Bizi iyi ile kötüyü birbirinden ayırmanın imkânsızlığına, Mefistofeleslerin hâlâ aramızda yaşadığına ikna ediyor. Kendi masumiyetini aşmak için doğal olmayan tümsekler inşa eden ve bu tümseklerden yaşamsal atılımlar gerçekleştirmeye çalışan, hiçbir değeri tahrif etmekten çekinmeyen tuhaf ama aynı zamanda çok tanıdık bir anti-kahramanla bizi buluşturuyor.
Melike Aydın Acar

Göz Medeniyetinin Körlükleri
Günümüzden başlayarak, modern dünyanın düşünce ve duyarlılık biçimlerinin kökenlerine inme fırsatımız olsa hangi sürprizlerle karşılaşırdık, ya hiçbir şey düşündüğümüz gibi başlamadıysa? Göz Medeniyetinin Körlükleri; modernliği hazırlayan Batı medeniyetinin kökenlerini, Doğu medeniyetiyle kıyaslayarak göz merkezli bir eleştirel okuma yapma imkânı sağlıyor. Doğu ve Batı medeniyetlerinin felsefi ve dini kökenlerine, düşünceyle hayatın en gerçekçi şekilde birbirine eşlik ettiği özneler vasıtasıyla; seyyahlar, bürokratlar, sanatçılar, din adamları ve siyasi karakterler üzerinden, günümüz dünyasının geçmişe uzanan kavramsal yol haritasını gözler önüne seriyor.
Zafer Acar, Doğu ve Batı medeniyetlerinin en önemli düello noktalarından biri olan İstanbul üzerinden kâh iki medeniyeti sınava tabi tutuyor kâh başka bir coğrafyada aynı medeniyetlere eleştirel bir düzlemde hakemlik yapıyor. En önemlisi ise yazarın bu muhakemede ve mukayesede en önemli yardımcıları olan gerçeklik ve bilgi, okura tarihselliğin kapılarını açarken, aynı zamanda da bir düşünce seyyahı gibi dünya medeniyetlerinin birbiriyle olan ilişkilerini en yalın hâliyle sunuyor.